Macron’un yeni Avrupa vizyonu ne kadar gerçekçi?

Macron, Çin’le ilişkilerde AB’nin ABD’den bağımsız hareket edebileceği açıklamasının ardından AB’nin stratejik özerkliğini gündeme getirdi. Peki Avrupa için bu özerklik ne kadar olası?

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Avrupa Birliği’nde (AB) egemenlik kavramını tartışmaya açtığı Paris’teki Sorbonne Üniversitesi’nde yaptığı konuşmanın üzerinden altı yıl geçti. AB içerisinde egemenlik konusu gündeme geldiğinde daha çok “stratejik özerklik” kavramı kullanılıyor. Avrupa Parlamentosu’na bağlı düşünce kuruluşunun da açıkladığı üzere bu kavram temelde, stratejik açıdan önemli alanlarda diğer ülkelerden bağımsız ve özerk hareket edebilme kabiliyeti anlamına geliyor.

Macron kısa süre önce gerçekleştirdiği Çin ziyaretinden dönerken uluslararası medyaya yaptığı açıklamalarda yine bu kavrama değindi. Tayvan hakkında sarf ettiği sözler Amerika Birleşik Devletleri’nde (AB) ve Avrupa’da ortalığı karıştırdı. Sözlerinin daha sonra Avrupa ülkelerine Washington’a olan bağımlılığı azaltma ve Tayvan’la ilgili bir krizin içine çekilmeme konusunda uyarı olduğu anlaşıldı. Macron hafta başında “egemen Avrupa vizyonu” bir kez daha dile getirdi ve Hollanda’nın Lahey kentinde Salı günü yaptığı konuşmada stratejik özerklik kavramının ekonomik yönüne odaklandı.

Peki Macron’un fikirleri Avrupa için gerçekten uygulanabilir mi?

AB yeşil dönüşüm için Çin’e bağımlı

Macron’un ekonomik egemenlik modeli beş esasa dayanıyor: Rekabetçilik, sanayi politikası, pazarın korunması, ticari ilişkilerde karşılıklılık ve işbirliği.

Macron’un temel fikrine göre; AB rekabetçi, sınıfının en iyisi ürünlerini üretmeye devam ederken aynı zamanda Birlik’te yakın işbirliği içinde çalışmalı. Fransız lider, ayrıca endüstride temiz teknolojiye geçişi amaçlayan Net Sıfır Hedefi veya mikroçip üretimi gibi alanlarda piyasaları güçlendirecek ortak bir politikanın gerekliliğine işaret ediyor. Ayrıca Avrupa’nın iklim hedeflerine ulaşmasını sağlayacak teknolojilerin de AB’de üretilmesi gerektiğini düşünüyor. 

Barselona Uluslararası İlişkiler Merkezi’nin kıdemli uzmanlarından Carme Colomina, Macron’un hedeflerine ilişkin DW’ye yaptığı değerlendirmede, şu anda bu teknolojiler ile dijital ve yeşil dönüşüm için gerekli nadir toprak elementlerinin Çin’den sağlandığını söylüyor. Colomina, dolayısıyla AB’nin iklim değişikliği konusunda Çin’e bağımlı olduğunu vurguluyor.

AB Komisyonu, bu gerçekle mücadele etmek için kısa bir süre önce kritik hammaddelerle ilgili piyasayı düzenleyen yeni bir yasa tasarısı hazırlamıştı. Bu hammaddeler arasında rüzgar türbinlerindeki mıknatıslar için gerekli olan nadir toprak elementlerinin yanı sıra lityum, kobalt, pil üretimi için nikel ve yarı iletkenler için silikon yer alıyor. Ancak Colomina, düzenlemenin gerçekten etkili olacak kadar hızlı uygulanıp uygulanamayacağından şüpheli, zira ona göre bağımlılığa götüren yapı zaten oluşmuş durumda.

AB güvenlik için ABD’ye bağımlı

Stratejik özerklik kavramı aynı zamanda güvenlik boyutunu da içeriyor. Macron, 2017 yılında ortak bir Avrupa müdahale gücü, ortak bir savunma bütçesi ve ortak bir eylem doktrini oluşturulmasını savunmaya başlamıştı.

Geçen yıl Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinden bir ay sonra Avrupa’nın egemenliği konusu kıtadaki liderin de gündemine girdi. Bir yandan NATO’ya olan yükümlülüklerini yerine getiren liderler, diğer yandan savunma kabiliyetlerini güçlendirmek ve özerk hareket etme kapasitelerini arttırmak istediklerini beyan ettiler. Savaşın başlamasından bu yana savunma harcamalarını arttıran AB ülkeleri, Ukrayna’ya silah ve mühimmat desteğinde de bulunuyor.

Colomina’ya göre Macron, savunma alanında Avrupalıların daha yakın işbirliğinde bulunması fikrinin arkasındaki en güçlü liderlerden biri. Macron’un Avrupa egemenliğini AB’nin kendi yolunu çizmesini sağlayacak bir araç olarak gördüğünü düşünüyor.

Alman Dış İlişkiler Konseyi’nde araştırmacı olan Benjamin Tallis’e göre de önerilen yol sadece gerçekçi değil, aynı zamanda “son derece istenmeyen” bir yol. Tallis, uluslararası ilişkilerde özerklik kavramının bir hayal olduğunu düşünüyor, Macron’un aslında kastettiği şeyin de “ABD’den daha bağımsız hareket etmek” olduğunu iddia ediyor.

Macron’un fikrinin kıta için tehlikeli olduğuna inanan Tallis, DW’ye yaptığı değerlendirmede “Avrupa kendini savunmak ve aynı zamanda Macron’un stratejik özerklik ajandasının gerektirdiği şekilde dünyada rekabet edebilme yeteneğinden yoksun” görüşünü dile getirdi. Tallis, Avrupa’nın kağıt üzerinde etkileyici sayıda tank ve askere sahip olduğunu ancak bloğun tek başına hareket etmesi halinde bunları devreye sokacak stratejik olanaklardan yoksun kalacağını düşünüyor. Kıdemli araştırmacı ayrıca, diğer nükleer güçlere karşı son çare ve caydırıcı bir güvenlik garantisi olarak hizmet eden ABD’nin nükleer kapasitesini de hatırlattı.

Avrupalı bir dünya görüşünün olmaması

Macron’un Çin’le ilişkilerinde ABD’den daha bağımsız hareket edilmesi yönündeki sözlerine pek çok siyasetçi ve liderden tepki geldi. ABD’nin eski başkan adaylarından Cumhuriyetçi Senatör Marco Rubio, Macron’a bu sözleri Avrupa Birliği adına söyleyip söylemediğini açıkça sordu. Polonya Başbakanı Mateusz Morawiecki de Pazartesi günü ABD’ye yapacağı ziyaret öncesinde ABD ile ittifakın Avrupa Birliği için “mutlak bir temel” olduğunu ifade etti. AB Komisyonu ise Macron’un sözleriyle ilgili yorum yapmaktan kaçındı.

“Macron elbette Avrupa adına konuşmuyor” diyen Tallis’e göre Avrupa’nın stratejik özerkliği fikrinin altında yatan sorun, Avrupa’nın bir stratejik düzeyde varlığının dahi olmaması ve AB’nin ortak dünya görüşünde bir uzlaşı olmaması. Tallis, Almanya Başbakanı Olaf Scholz’un Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinden önce var olan “dünün dünyasına” tutunmak istediğini ve Çin’i de içeren bir küresel ticaret sistemini korumaya çalıştığını hatırlatıyor. Macron’un ise Avrupa’yı büyük bir güç gibi konumlandırarak aslında Fransa’yı büyük bir güç haline getirmeye çalıştığını belirten Tallis, “Fransa’nın çıkarları ile Avrupa’nın çıkarları aynıymış gibi davranıyor” tespitini yaptı.

Sonuç olarak Tallis, Macron’un planının Avrupa’yı stratejik olarak zayıflatacağını ve AB üyeleri arasında daha fazla bölünmeye yol açacağını savunuyor. Colomina da üye ülkeler arasında daha fazla Avrupa’dan yana olan “Avrupacılar” ile ABD ile daha yakın bağlardan yana olan “Atlantikçiler” arasında klasik bir bölünme olduğuna işaret ediyor. Colomina’ya göre bu ikilem AB’nin tam merkezinde yer alıyor ve yeniden keskinleşmesi sadece bir zaman meselesi.

Emmanuel Macron ise stratejik özerklik konusunda istediğini kısa sürede elde edemeyeceğinin aslında farkında. Macron’un Lahey’deki konuşmasını “Ben bir hayalperestim” sözleriyle tamamlaması da bunun bir işareti.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir