Ahmet Şık: Erdoğan da bu organize suçun faillerinden biridir

Türkiye İşçi Partisi (TİP), 11 kentte büyük yıkıma ve resmi kayıtlara göre 50 binden fazla can kaybına neden olan Maraş depremlerinin ardından 155 sayfalık ‘Deprem Suçları Raporu’nu açıkladı.

Raporun kamuoyuna duyurulduğu toplantıya TİP İstanbul Milletvekili Ahmet Şık, Parti Meclisi üyeleri Nazır Kapusuz, Av. Melike Öztürk ve Şehir Plancısı Dr. Miray Özkan katıldı. 155 sayfalık rapor üç bölümden oluştu. Raporun birinci bölümünde deprem anında ve sonrasında yaşananlar ele alınırken, ikinci bölümde depremin öncesine, AKP’nin deprem hazırlığına odaklanıldı. Üçüncü ve son bölümde ise TİP’in depremlerin ardından yürüttüğü faaliyetlerin ve yapılması gerekenlere ilişkin önerilerinin bir özeti sunuldu.

‘ORGANİZE SUÇ’

ANKA’nın aktardığına göre TİP İstanbul Milletvekili Şık, hazırladıkları rapora ilişkin değerlendirmelerde bulunurken, “Her şeyden önce bu son depremin, faillerine ulaşmak bazı müteahhitlerin tutuklanmasıyla, yapı denetim firması yetkililerinin tutuklanmasıyla toplumun biriken öfkesini, gazını almaya dönük bir şey olduğunu söylememizin elzem olduğunu düşünüyorum” dedi.

Depremin bu kadar ağır sonuçlarının olmasının nedeninin organize suç olduğunu savunan Şık, bu organize suçun faillerinin başında, bütün bu sürecin koordinatörü olan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’ın geldiğini ifade etti. İkinci sırada Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un geldiğini söyleyen Ahmet Şık, “AFAD’ın da sorumlusu olan İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun, bu kadar büyük bir yıkımda Türkiye’nin en organize güçlerinden, insan güçlerinden biri olan askerin zamanında ve yeterli müdahale edilmemesinin yolunu açan Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, Kızılay’ı bir yardım ve dayanışma kimliğinden uzaklaştırıp bir ticarethaneye çeviren Kerem Kınık, hiçbir şey yapmadığı için AFAD Başkanı Yunus Sezer’in ve Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin de diğer şüpheliler” dedi.

“Bütün bu organize suçun başındaki kişi olarak da elbette ki şu anki mevcut ama önümüzdeki seçimde değişecek olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, asıl faillerden birisidir” ifadelerini kullanan Şık, şöyle devam etti:

BEKLENEN FELAKET: TİP tarafından üyelerimiz ve koordinatör arkadaşlarımız tarafından hazırlanan 11 ili kapsayan bu yıkıma yol açan iktidar politikaları nedeniyle, yıkıma yol açan yapılanlar yapılamayanlar ve bunun ışığında kimin ne sorumluluğu olduğunu ortaya koymaya dönük bir çalışma hazırlandı. Raporumuzun adı TİP Deprem Suçları Raporu. ‘Deprem suçları’ diye özellikle söyledik. Afeti engellemek mümkün değil ama bir doğal afetin nasıl yıkıma dönüştüğünü ve burada merkezi iktidarların sadece bugüne ait değil bundan önceki merkezi iktidarları da kastederek ve yerel iktidarları kastederek konuşuyorum ama son 22 yıldır iktidarı elinde tutan ve son dönemde adı ‘Saray Rejimi’ diye anılan AKP ve ortaklarının bu işe dair dahlini anlatan bir rapor bu. Raporumuzun girişi ‘Beklenen Felaket’ diye geçiyor. Çünkü konunun uzmanı olan bilim insanları, her mecrada Türkiye gibi büyük çoğunluğu fay hattında bulunan bir ülkede nerelerde yakın tehlike ya da risk bulunduğuna dair ciddi uyarılar yapmıştı. Bu doğal afetin geleceğine dair bir şeydi ama yıkıma dönüşmesiyle ilgili birtakım konu başlıklarımız var.

MİKRO ÖLÇÜMLEMEYLE ZEMİN ETÜTLERİNİN YAPILMADIĞINI BİLİYORUZ: Mesela diyoruz ki deprem ve fay bölgeleri bilinmiyor muydu? Yıllardır bilim zaten bize bunu söylüyor. Meclis’e sunulan Fay Yasası, mevcut adını anmaya değer bulmadığımız İçişleri Bakanı’nın da ‘Eli kulağında çıkacak’ demesine rağmen bir türlü çıkmadı mesela. Ya da sadece bu deprem bölgesinde bulunan 20’ye yakın il 81 ilçe ve 500’e yakın köy doğrudan fay hattı üzerindeyken, orada mikro ölçümlemeyle zemin etütlerinin yapılmadığını biliyoruz. Meclis gündemlerinde söz alan muhalefet vekilleri, ısrarla bu konuyu her seferinde dile getirmesine rağmen kulakların tıkandığını biliyoruz. Depreme bağlı risklerin önemli bir bölümünün inşaatların standartlara uymamasıyla ilgili denetlemekle yükümlü yerel yöneticilerin bu görevlerini yerine getirip getirmediği ile ilgili ciddi kuşkular olduğunu biliyoruz.

İMAR AFLARI ÜZERİNDEN DÖNEN BİR RANTİYE SİSTEMİ: Türkiye’nin en iyi tanıdığı uzmanlardan birisi Prof. Dr. Naci Görür son 2 yıldır Kahramanmaraş fayında ciddi bir deprem riski olduğunu ifade etmesine ve depremden 3 gün önce bir TV programında tekrarlamasına rağmen herhangi bir şey yapılmadığını biliyoruz. Bunların bir yıkıma dönüşmesinin en önemli nedenlerinden biri 1948’den beri bir seçim yatırımı olarak görülen imar afları üzerinden dönen bir rantiye sistemi kurulmasıdır. Yani 1948’den bu yana 20’den fazla imar affı yapıldı ve bunun en sonuncusunun AKP iktidarı döneminde yapıldığını ve deprem bölgesindeki birçok binanın da bu imar affından faydalandıktan sonra yıkıldığını ya da hasarlandığını ve dolayısıyla can kaybına neden olduğunu, birçok kişiyi evsiz bıraktığını ve yaralanmasına neden olduğunu da biliyoruz.

MESLEK ÖRGÜTLERİ İŞİN DIŞINA İTİLİRKEN ‘GEZİ’NİN İNTİKAMI ALINDI’ GİBİ LANSE EDİLDİ: Dolayısıyla biz bu konuyu tartışacaksak eğer, 2013’te TMMOB’un yetkilerini elinden alan yasa değişikliğinden itibaren tartışmamız gerekiyor. Çünkü o yasa, tam da Gezi isyanı sonrası çıkarıldığı için biraz da yanlış yorumlanarak, gezinin intikamı alındı gibi lanse edildi. Halbuki inşaat, betonlaşma üzerinden dönen rantiyenin önündeki en büyük engellerden biri olan ve yurttaş adına kamu denetimi yapmakla yükümlü, bina güvenliği açısından deprem riskini bertaraf etmek açısından yurttaş adına kamu denetimi yapan, bütün inşaat süreciyle ilgili odalar, meslek örgütleri bu işin dışına çıkarıldı. Bakın TMMOB’un içerisinde inşaatla ilgili kim var? İnşaat Mühendisleri Odası var, Jeoloji Mühendisleri Odası var, Jeofizik Mühendisleri Odası var, Makine Mühendisleri Odası var, Mimarlar Odası var, Şehir Plancıları Odası var. Yani bir şehri kurmak için, bir yerleşim yeri kurmak için ihtiyaç olan ve denetim yapılacak, yapılan o denetimde insanların başını güvenle sokabileceği bir yuva inşa edip edilmeyeceğini belirleyecek bütün kurumlar var. Fakat siz onun denetim yetkisini elinden aldıktan sonra, iş yapı denetim firmalarına bırakıldı. Biz süreç içerisinde biliyoruz ki AKP de yeniden o yasada bir düzenleme yapmak zorunda kaldı birkaç yıl sonra. Büyük inşaat firmaları kendi yapı denetim firmalarını kurarak aslında denetim sistemini tamamen ortadan kaldırdı. Ve dolayısıyla mevzuyu buradan tartışmak ve iktidarın sorumluluğunu da altını iyi çizmek gerekiyor.

REJİM, ÜLKENİN ÜSTÜNDE EN BÜYÜK FELAKET OLARAK DOLAŞIYOR: Şimdi ortaya bir yıkım çıktı. İktidar eliyle daha ilk yapılan şey, bu yıkıma bir isim vermeye kalkışmak oldu, ‘Yüzyılın felaketi’, ‘Asrın felaketi’ diye bir isim uyduruldu. Hayır, bizim bu depremden sonra eğer bir şeye isim vereceksek söyleyeceğimiz tek şey, ‘Asrın dayanışması’ olduğudur. Çünkü, bir devletsizliği, iktidar boşluğunu, merkezi iktidarın, saray rejiminin yapmadığını yurttaşlar dayanışarak el birliğiyle yaptılar ve halen yapıyorlar. Üzerinden 52 gün geçen bir depremden sonra hala depremin yaralarını sarmaya çalışanların yurttaşlar olduğunu görüyoruz. Şimdi burada ‘Depremin ardından yaşananlar’ diye bir bölüm var. Bakın ilk deprem 6 Şubat 04.17’de gerçekleşti ve tam 10 saat sonra 14.20’de AFAD’ın ne yaptığını bu rapor bize söylüyor. SMS aracılığıyla yurttaşlardan 20 lira bağış istedi. O günden bugüne değişen ne var derseniz hiçbir şey yok. Depremde insanları ölüme, sağ kalanları da çaresizliğe terk eden bir rejim, şu an hala ülkenin üstünde en büyük felaket olarak dolaşıyor.

‘GEZİ TUTSAKLARI DA RAPORA DESTEK VERDİ’

TİP Parti Meclisi üyesi Nazır Kapusuz da raporun 14 uzmandan destek alınarak hazırlandığını belirterek, şunları söyledi:

“Çeşitli bilim kurullarımızın hazırladığı raporların dışında özellikle gezi davası tutsakları, şu anda cezaevinde bulunan Mücella Yapıcı, Can Atalay ve Tayfun Kahraman da dışarıdan katkı verdi. Raporla ilgili beklentilerimiz aslında yazarken de belli olmasına rağmen ilk veriler geldiğinde hissettiğimiz şey şu oldu: Bu bir beklenen felaketti, yüzyılın felaketi değildi. Çünkü, çeşitli grupların hazırladığı raporlarda yıllar öncesinden başlayarak, daha 3-4 yıl öncesine kadar çok detaylı olarak Hatay’da, Kahramanmaraş’ta, Adıyaman’da kaç tane binanın yıkılacağı, kaç tane insanın öleceği, hangi alanlarda yıkımlar olacağı resmen tablolanmış. Bu tablolar, valilikler, belediye başkanları, garnizon komutanları, Kızılay, AFAD, Şehircilik Bakanlığı temsilcilerinin olduğu toplantılarda sergilenmiş.

İKTİDARIN ‘BARIŞ’ KELİMESİNİ KULLANDIĞI HER ŞEY SUÇ DELİLİDİR: Biz anladık ki bu toplantılar sadece kamuoyuna resim vermek için yapılmış. Şu anda bu raporlar, raporumuzda da var, gerçekleşen sayılarla neredeyse birebir örtüşüyor. Yani bu devlet aslında kimin nerede öleceğini, hangi binada öleceğini bile hesaplayabilecek bir pratiğe girmiş. Aslında kimin öleceğini herkesin bildiği, sadece ölenin bilmediği, herkesin de bu felaketi, bu cinayeti göz göre göre beklediği bir dönem yaşamışız. Tabii ki bu felaketin bilinmesinde katkısı olanlar, bırakın bunları önlemeyi, 2018 yılında bu tip hasarlı, kusurlu, imar kaçağı yapıları bir imar affıyla affetmişler. Adına da ‘Barış’ diyorlar. İşte Vergi Barışı, İmar Barışı, Varlık Barışı gibi… Aslında bu iktidarın ‘barış’ kelimesini kullandığı her şey suç kanıtıdır, suç delilidir.

MÜTEAHHİT, AKP VE BELEDİYE ÜÇGENİNDE BİR ÖLÜM ÜÇGENİ: Bu kamu kapasitesinin nasıl yok edildiği bir rapor haline geldi. Biz yine deprem sonrasında yaşanan ve sürekli artık bilgi akışı akan haberleri topladığımızda ortaya çıkanlardan birisi de bizce önemli olan bir nokta da şu: Özellikle daha kitlesel, insanların kaldığı otel gibi kamu binaları gibi yerlerde hep aynı üçgen vardı. Yapan müteahhit AKP yöneticisi ve aynı zamanda aynı AKP yöneticisi belediye yöneticisi ya da belediyede başka ortakları var. Yani müteahhit, AKP ve belediye üçgeninde bir ölüm üçgeni oluşturulmuş. (HABER MERKEZİ)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir